En Sıcak Konular

Prof. Dr.<br />Kemal Yeşilçimen


Prof. Dr.
Kemal Yeşilçimen
31 Temmuz 2012

SAĞLIĞI KORUYAN SİSTEM NASIL KURULUR-III



 

 

TÜM YAZILAR İÇİN AŞAĞIDAKİ KUTUYU TIKLAYINIZ

 

Hastalık ve kötülük üreten yaşam tarzının nasıl oluştuğunu anlamadan sağlığı koruyan bir sistemi kurmak hayaldir. Dünyayı ve insanı hasta ederek felakete sürükleyen yaşam tarzının sorumlusu, tüketimin sahte cennetiyle insanı aldatmak için her şeyi tüketen şeytani anlayış. Tüketimin çılgınca artışı, kaynakları tüketirken CO2 ve metan gazı artışıyla küresel ısınma, çevre kirlenmesi, çevre felaketleri ve hastalıklara yol açıyor. Kaynakların hoyratça tüketilmesi, azalan kaynakları ele geçirmek için yapılan savaşlara, kan, vahşet, her çeşit kötülük, sosyal, zihinsel, ruhsal kirlenmeye ve krizlere yol açıyor. Savaş ve kriz dönemlerinde insani değerler tükeniyor, insanlık yok oluyor. İşte hastalık ve kötülük üreten, dünyayı ve insanlığı yok eden yaşam tarzının oluşum mekanizması. 

 

Başımıza gelen kötülük ve hastalıklar, dayatılan bu yaşam tarzının sonucu. Yoksa ki dünyanın bilerek, isteyerek sürdürdüğü bir hayatın sonucu değil. Çıldırtan trafiği, kirlenmiş çevreyi, sağlığa zararlı gıdaları, taşıtlarla betonla işgal edilen cadde ve sokaklarda yaşamayı kim ister? Yaşam alanlarımızı işgal ederek nefes almamızı engelleyen ve hayatı yaşanmaz hale getiren kanserleşmiş şehircilik anlayışı, bizi hasta eden planın bir parçası. Parkları, bahçeleri bir bir elimizden alan ve modern yaşam diye bizleri çok katlı beton mezarlara diridiri gömen anlayış, sahte cennetine girmenin yolunu da gösteriyor; tüketim tapınaklarını tavaf edenler, piyasa tanrısının plastik kartlarla sunulan sahte rahmetine garkoluyor.  

 

Hastalıklar piyangodan çıkmıyor.

 

Yediğimiz içtiğimiz zehir. Batı ülkelerinde yasaklanan tarım ilaçları, GDO’lu ürünler, katkı maddeleri, kimyasallar, diyabetik ve kanserojen maddeler bizi hasta eden şeytani planın bir parçası. Hasta ederken de tedavi ederken de, suyumuzu ve gıdamızı kirletirken de temizini satarken de bizi aldatarak cebini dolduran akıl oyunu bu. Önce suyumuzu, havamızı, gıdamızı kirletiyor, sonra da milyonlarca yıldır gürül gürül akan Allah’ın suyunu, doğada biten ürününü organik diye kat kat pahalıya satan dev bir sektörle emme basma tulumbaya dönüşüyor. Cebimizi boşaltırken, her çeşit hastalık ve kötülüğü pompalıyor.

 

Çok değil 20-30 yıl önce bu mizansen var mıydı? İnsanlar tertemiz suya ve gıdaya kolayca ulaşırdı. Önce suyumuzu kirlettiler, sonra da havamızı ve gıdamızı. Arıtma cihazlarından her çeşit içki ve meşrubata kadar dev bir sektör yarattılar. Sonra da gelsin paracıklar. Önce tertemiz doğal hayattan koparıp betonlaşmış şehirlere hapsettiler. Sonra da naylon ağaçlı sahte yeşilliği, beton mezarları, keşmekeş trafiği, kirli havayı çağdaş yaşam diye milyon dolarlara sattılar. Ve bu oyunu da bize modern yaşam tarzı diye yutturdular. Yalan mı? Oynanan oyunları idrak edemeyen zavallı toplumların sağlıklı yaşama hakkı ve şansı yok.

 

Dayatılan yaşam tarzı hastalık ve kötülük üretiyor

 

İnsanlar ‘ne yiyip içeceğimizi şaşırdık her şey zararlı’ diyorsa, yaşadığımız hayat kirlenmiş demektir. Kirlenme o kadar yaygın ki, ‘her şeyin temizini bulmak’ gibi bir komiklik bilim ve aydın dünyamız tarafından çözüm olarak sunuluyor. Elimize mercek alıp, seyyar laboratuvar mı kuracağız? Bu iş için kurulan kurumlar ne iş yapıyor? O zaman niye vergi veriyoruz? Asgari ücretle yaşayan milyonlarca insan sağlıklı damacana suyunu, organik gıdaları nasıl alsın? Yoksa Hint fakirleri gibi aç susuz mu duracağız? Dağlara, yaylalara çıkıp yaban hayatı mı yaşayacağız? Yiyecek ekmeği olmayan milyonlar için organik gıdalar ne ifade eder?

 

Nehirlere ve denizlere akıtılan atıklar nedeniyle nasıl denize gireceğiz? Milyon dolarlık göstermelik yüzme havuzlu siteler çözüm mü? Ölüm saçan kirli sanayi, zehir saçan dizel arabalar nedeniyle nasıl sağlıklı nefes alacağız? Tarım ilaçları, katkı maddeleri, kimyasallar, hormonlar, GDO’lar yüzünden nasıl sağlıklı besleneceğiz? Reklamlarla cezbedilen bir dünyada kafeler, pastaneler, tatlıcı dükkanları kaldırımları işgal ederken, beyinlere kaydedilen yeme-içme dürtüsünü nasıl kontrol edeceğiz? Mısır şekeri kotaları artarken şişmanlık ve diyabetle mücadele mümkün mü? Sağlık için yürüme kampanyaları yapalım da, betonla, taşıt ve egzosla işgal edilen şehirlerde nerede ve nasıl yürüyeceğiz? Şişmanlık ve doğurduğu bir düzine hastalıktan nasıl kurtulacağız?

 

Paramızla mikroplu su içerken nasıl sağlıklı olacağız? Belediyelerin görevi, sağlıklı suyu halkın evine getirmek değil mi? Elin adamı Mars’a inerken ikinci bir şebekeyle doğalgaz sistemine benzer şekilde evlere temiz içme suyu vermek çok mu zor? Elektriği damacana ile mi alıyoruz? Suyun zorluğu ne? Nerede ecdat yadigarı sebiller, çeşmeler? Sağlıklı suyu, en kolay yol olan şebekeden evlere ulaştırmak yerine neden çevreyi ve suyu kirleten yollara sapıyoruz?  Plastik kaplardan kanser ve kısırlık hızla artarken dev hastaneler ve tüp bebek merkezleri çözüm mü? Ranta dayalı bir dünyada, parası olmayan milyonlar nasıl sağlıklı yaşasın? 

 

Hastalık üreten yaşam tarzı nasıl değişir?   

Reklamlarla sunulan hayata bağımlı yapılan insanlar, yaşam tarzını nasıl değiştirsin? Bağımlı hayattan özgür hayata geçiş öyle kolay mı? Yaşam tarzını sanki biz planlamışız gibi, bilim dünyası dahil herkes bizim değiştirmemizi istiyor. Zavallı insanlar kurgulanan bu hayatın konu mankeni, kurbanı ve mağduru. Sıkı sıkıya bağlanan bu deli gömleğini mağdurların çıkarması, bağımlılık nedeniyle kendi dışında güçlü bir yapı olmadan mümkün değil. Sigarayla ilgili mücadele ortada. Bunca kampanyaya rağmen, bu seferde yeme-içme, alkol ve uyuşturucu kullanımı artıyor. Bağımlılık şekil değiştiriyor. Bir türlü özgür olamıyoruz.

 

Bize dayatılan yaşam tarzı ölüm ve hastalık saçıyor. Bu felaket altıda bir riski olan rus ruletinden daha tehlikeli. Bu sorunu çözemezsek giderek derinleşen bataklıkta yaşamaya mahkum olacağız. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Bu hayati sorunun cevabını vermek zorundayız: Bu kirli akvaryumda sağlıklı yaşamak mümkün mü? Mümkün değilse, suyuyla, havasıyla, çevresiyle, gıdasıyla, ahlakıyla kirlenen, bataklığa dönen bu akvaryum nasıl temizlenir?

 

Akvaryumun kirlenmesini önlemek ve temiz tutmak nasıl başarılır?

 

Bilim ve aydın dünyamızın akıl edemediği veya sormaya cesaret edemediği soruları ve çözümleri anlatalım: En ekonomik ve bilimsel çözüm, bu işi yapacak olan güçlü ve akıllı devlet organizasyonunun kurulmasıdır. Demek ki sağlıklı yaşamayı hak etmek için güçlü ve akıllı olmak gerekiyor. Güç ve toplumsal akıl, bilim ve teknoloji üretmekle olur.  Bilim ve teknoloji yoksa, Angola’da olduğu gibi yer altında ezelden beri var olan binlerce yıl yetecek sudan haberiniz olmadığı için, çamuru su niyetine içersiniz.    

Peki güçlü devlet geleneği ve zenginliğine rağmen kirli akvaryumda yaşayan ülkeler ne yapsın? Parayla kirli su içmeye devam mı etsinler? Bu ülkelerin yapacağı ilk iş, bu hayati sorunu çözecek şekilde devletin yeniden organizasyonudur. Çünkü devlet dediğimiz yapının ilk işi, sağlıklı yaşama hakkını sağlamaktır. Bu amaçla devletin temel işletim kitabı olan anayasanın ilk maddesinin acilen değişmesi gerekiyor:  

‘Devlet, sağlıklı yaşam hakkını sağlayan her türlü önlemi alır. Devletin birinci ve vazgeçilmez görevi budur. Bu görev, uluslararası anlaşmalar veya mahkemelerce engellenemez'.

 

Sağlıklı yaşam yoksa, hastalık ve ölüm vardır. Hastalık ve ölümün kol gezdiği yerlerde cumhuriyet, demokrasi, hak ve özgürlükler hikayedir. Kirlenmiş bir akvaryumda bunların lafı bile olmaz. Bu yüzden ecdadımız; ‘İnsanı yaşat ki devletin yaşasın’ anlayışı ile tarihe damgasını vurmuştur. İnsan yaşamazsa devlet yaşar mı? ‘Halk için muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’ diyen bir devletten geliyoruz.

 

Devletimiz; ‘her işin başı sağlık’ diyen kültürümüzü ve hedefi sağlıklı toplum olan inancımızı temel ilke edinmelidir. Kan, vahşet, ızdırap ve hastalıklar içinde kıvranan dünyanın kurtuluşu, gönül anayasası ‘insanı yaşat ki devletin yaşasın’ diyen, karıncayı bile incitmeyen gönül dünyamız. Bu reçeteyi hasta dünyaya sunacak bilim ve aydınımız, ne yazık ki kendi kültüründen habersiz, dünyayı hasta eden anlayışın peşinden koşuyor. Acı ama gerçek.   

 

Da Vinci’nin şifresi bu:

 

Önce kirlet sonra parayla sat, önce hasta et sonra cebini boşalt. Yaşam tarzı bizim bilinçli tercihimiz değil, küresel planın eseri. Reklam ve medya dünyası, irademizi önce bağımlı hale getiriyor, sonra da yaşam koçları, diyetisyenler, doktorlar, çeşit çeşit uzmanlar göstermelik özgürlük formüllerini parayla satıyor. Önce bağımlı hayatın modern köleleri oluyoruz, sonra da parası olanlara kısmi özgürlük veriliyor. Parası olanlar için yüzme havuzları, tenis kortları, koşu bantları, organik gıdalar, damacana sular, duvarlar arkasında lüks yaşam. Sinsice çağdaş köleliye dönüşen fakir veya zengin hayatın kontrolü piyasa tanrısının vicdansız kurallarına geçiyor. En küçük ayrıntısına kadar planlanan böyle bir dünyada biz kimin hayatını yaşıyoruz? Kaybolan bizim hayatımız nerede?

 

Özgürlüğü modern köleliye çeviren bu oyunu bozmak, yaşam tarzı denen deli gömleğinden kurtulmak öyle kolay değil. Çağımızı savaşları, yaşam tarzı üzerinden yapılıyor. Trilyon dolarlık sektörlerden oluşan Piyasa tanrısına iman etmeyene hayat hakkı yok. Özgürlük olarak sunulan bu hayatın aslında çağdaş kölelik olduğunu idrak eden var mı? Bu akıl oyununa karşı çıkanlar, yel değirmenlerine savaş açmış oluyor.

 

Dev sektörlerin tekerine çomak sokanlar piyasa tarafından aforoz edilir.

 

Halkı uyaran aydın ve bilim adamı sayısı bu yüzden çok az. Bu özgürlük savaşçıları olmasaydı, ilaçtan gıdaya kadar oynanan hiçbir oyunu idrak edemezdik. Ne yazık ki bu insanların yedeği yok. Üniversite ve kurumlarımız tehlikeleri öngören, halkı aydınlatan, bilimsel çözümler üreten mücadeleci insanlar yetiştiremiyor. Kurulan sistem buna imkan vermiyor. Buna rağmen az sayıda da olsa tehlike sensörlerimiz var. Bunları devlet eliyle çoğaltan, bağışıklık sistemini yeniden kuran kurumlara ihtiyaç duyuyoruz.

 

Tehlike anında kalp hızı arttığında takılan çiple otomatik olarak çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan dünyada, insanımızı koruyan bir sistemi kurmak zorundayız.  Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer’i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor. Bu sistem Hastalıkları Önleme Enstitüsü, Milli Sağlık Akademisi ve Milli Algı Kurumu’dur.

 

Hastalıkları Önleme Enstitüsü, Milli Sağlık Akademisi ve Milli Algı Kurumu kurulmalıdır.

 

‘Prevention (hastalıkları önleme) enstitüsü’ne ihtiyaç duyuyoruz. Geleceğimiz bu yapının kurulmasına bağlı. Yoksa ki herkesin üniversite mezunu olması sorunu çözmüyor. Bu enstitü, timus bezi gibi, kemik iliği gibi vücut savunmasını sağlayan bağışıklık sistemini kuracak ve yönetecektir. Bağışıklık sistemi bozulduğu zaman nasıl ki her çeşit hastalığın kurbanı oluyor ve hayatımız tehlikeye giriyorsa, sosyal ve bedensel bünyemizi kemiren her çeşit hastalıkta da temel bozukluk, bağışıklık sisteminin yok edilmiş olmasıdır.

 

Zevk-i safa içinde dizilerle bağışıklık sistemi duyarsız hale getiriliyor. Bu nedenle dünyadaki her çeşit vahşeti, kötülüğü, açlık ve sefaleti, kanserleşmiş sorunları, her çeşit sosyal hastalığı dizi film gibi yemek yerken bile duyarsızca seyrediyoruz. Zihinsel soykırım ile tüm insani değerler yok edilirken hastalıklı yaşam tarzı sinsice beynimize yükleniyor. Bu nedenle komşusu aç yatarken tok yatan herkesin dünya umurunda değil. Müslüman bir topluma domuz eti yedirilirken bu nedenle tepkisiz kalıyoruz. Sağlıklı bir sistem olsa vahşet, tecavüz, açlık ve sefalet içinde insanlık yok olurken hangi vicdan sessiz kalabilir? Temel sorun; bağışıklık sisteminin olmayışıdır. Bu sistemin yeniden sağlıklı bir şekilde kurulması gerekiyor.

 

Her çeşit mikrop, hastalık ve kanserle kıyasıya mücadele edecek ve bizi her çeşit kötülük, hastalık ve yok oluştan koruyacak güçlü bir sistemi kurmak zorundayız. Sağlıklı bir toplum için sağlıklı çalışan bağışıklık sistemi şarttır. Her çeşit hastalığı ve kötülüğü önleme ve toplumu koruma sistemi kuracak bilimsel kurumun adı; Hastalıkları Önleme Enstitüsü’dür. Milli bağışıklığı sağlayan bu mücadele örgütünün devlet eliyle kurulması, yetiştirilmesi ve hukuki düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Mücadele birliğinin birinci hedefi, sağlıklı toplumu sağlayacak olan Milli Sağlık Akademisi ve zihinsel soykırımı önleyecek olan ‘Milli Algı Kurumu’nun kurulması ve çalışmasını sağlamaktır. Bu akademik örgütlenmeyi yapması gereken üniversitelerimiz küresel şirketlere eleman yetiştirmeyi marifet sanıyor.

 

Bilimsel mandacılığa yol açan bilimsel devşirme sistemi önlenmelidir.

 

Kıt kaynaklarımızı yıllarca evlatlarımıza harcadıktan sonra, geleceğimizi kendi elimizle yabancılara hediye ediyor ve bununla övünüyoruz. Bilimsel devşirme projelerini içimizdeki yabancılar yapıyor. Aşıdan enerjiye kadar bilim ve teknolojide bizim başarımız bu yolla engelleniyor. Sorunlarımızı çözecek beyinler, devşirme yoluyla karşı safa geçiyor. Bilim ve teknoloji merkezi kurmak, akvaryumun kirlenmesini önlemek dahil, bizim sorunlarımızı kim çözecek? Bilimsel mandacılık, nükleer enerjiden aşıya …başkasının himayesinde gerdeğe girmektir. Kimse yapmayalım demiyor, direksiyon bizde olsun diyor. İran’dan daha geri değiliz ki.

 

12 eylül askeri darbesiyle tüm bağışıklık sistemimiz yok edilmiştir. En büyük felaket işte budur. Milyarlarca dolarlık ilaç ve teknolojiye dayanan tıp anlayışını dayatmak için halk sağlığı ve koruyucu hekimlik kızağa alınmış, hastalıkların perde arkasını anlatan fizyopatoloji bölümü ve dersleri kaldırılmış, hekimler hastalıkların perde arkasını merak etmeden çalakalem ilaç yazan teknolojinin küresel neferleri olmaya zorlanmıştır. Performans ile de doktorların beynine taksimetre takılmıştır.

 

Sonuçta hastalık ve ilaç harcamaları on kat artmasına rağmen, hastalıklar azalacağına patlama yapmıştır. Akvaryumun kirlenmesini yani bataklık oluşumunu önlemek, bilimsel devşirme yoluyla bilimsel mandacılığa zorlanan üniversiteler dahil kimsenin aklına gelmemiştir. Bağışıklık sistemini yok ederek hastalık ve kötülük üreten yaşam tarzını dayatan akıl oyunu işte böyle oynanıyor. Bu mekanizmaları bilmeden hastalıklı yaşam tarzından kurtulmak mümkün değildir.

 

Yapılacak iş basittir: Bilimsel devşirme sistemine son vermek ve kendi evlatlarımızın gayretiyle milli bağışıklık sistemini yeniden kurmak. Hastalık ve kötülükle mücadele edecek iyilik ve sağlık sisteminin, bu şekilde kurulması gerekiyor. Öncelikle ve hemen. Sistemi bu şekilde inşa etmeden hastalıkları önlemek ve sağlığı korumak mümkün değildir. Hastalıkları önlemek yerine, kötü sonuçlarla uğraşmak, kıt kaynakları bu amaçla heba etmek şeytanın ekmeğine yağ sürüyor.    

 

Sorun; özgürlük sorunu, çözüm ise bilim ve akıl oyunu.

 

Yaşam tarzı olarak sunulan sanal bir hayatı yaşıyormuş gibi yapıyoruz. Aslında yaşadığımız, tüm benliğimizi silen dış dünyanın bitmek bilmeyen istekleri… İrademizi yok eden bu savaşın hedefi; zihnimizi ve bedenimizi ele geçirmek. Kendi yaşam tarzını dayatan bu savaşta özgür yaşamak mümkün değil mi? İrademizi hiçe sayan küresel iradenin yaşam tarzına teslim mi olacağız? Bu savaşta esir alınan kendi irademiz ve hayatımız ne olacak? Başkalarının kurguladığı hayatın figüranı olmaktan başka çaremiz yok mu?

 

Yaşam tarzını değiştirin diyen bilim adamlarına rağmen neden değiştiremiyoruz? Bilim adamları mı anlatamıyor, yoksa biz mi anlamıyoruz? Onların söylediği şeyleri yapmak neden bu kadar zor? Taşıdığımız bedeni kim yönetecek? Patron kim olacak? Dış dünyadan beynimize üflenen programlar mı, yoksa biz mi? Kendi bedenimiz ve ruhumuzun sahibi nasıl oluruz? Bu açıdan bakılırsa sorun özgürlük sorunu, çözüm de bilim ve akıl oyunu.

 

İnsanlık tarihinin bitmek bilmeyen bu özgürlük savaşı, bizimle dış dünya arasında sonsuz cephede devam ediyor. Bu karanlık savaşta teslimiyet kölelik, kaçmak ise imkansız. Direnmek ve sağlıklı yaşam alanları yaratmaktan başka çaremiz yok. Küresel akıntıya karşı koyacak irade, güç ve bilgiye muhtacız. Bizi yutmaya çalışan küresel yaşam tarzına karşı göstereceğimiz direnç, özgürlüğe atılan ilk adımdır. Bu direnç bizim özgür irademizin var olma savaşıdır. Bu direnme; özgürlük ve bağımsızlığımızı yok etmeye çalışan hastalıklı yaşam tarzına karşı vicdanımızın isyanı ve masum savaş ilanıdır.

 

Bu savaşın galibi, insan bedenine ve onu yöneten beynine hükmedecektir. Bu savaşı; ya biz kazanacağız ve gerçek anlamda özgür olacağız, ya da ipleri dış dünyanın eline teslim edecek ve gönüllü kuklalar olacağız. Bu nedenle, ‘hastalık ve esaret üreten yaşam tarzımız nasıl değişir’ ve ‘nasıl sağlıklı oluruz’ sorusu içine, gerçekte ‘nasıl özgür oluruz’ şifresi gizlenmiş bulunuyor, yani insanlığın özgürlük savaşı. Bizi ve nefsimizi küresel kukla yapmak isteyen yaşam tarzının beynimize ve bedenimize dolanan iplerini, ya derin irademizle keseceğiz, ya da küresel robot olacağız. Seçim bizim.

 

KAYNAKLAR

 

Yeşilçimen K: Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir. Hayy kitap, 2006

 

www.aciamagercek.com

 

 

Twitter:@YesilcimenKemal

SAĞLIĞI KORUYAN SİSTEM NASIL KURULUR - I  :

http://www.kemalyesilcimen.com/artikel.php?artikel_id=204

SAĞLIĞI KORUYAN SİSTEM NASIL KURULUR - II

http://www.kemalyesilcimen.com/artikel.php?artikel_id=201 

TÜM YAZILAR İÇİN AŞAĞIDAKİ KUTUYU TIKLAYINIZ

 

 



Bu yazı 2,217 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 14 Aralık 2019 SAĞLIKTA KÜRESEL OYUNLAR
    • 5 Eylül 2019 5. DEVRİMİN HEDEFİ : ROBOT İNSAN
    • 17 Ağustos 2019 MİLLİ KURTULUŞUN YOLU
    • 29 Haziran 2019 ZİHİNSEL SAVAŞI KAYBEDİYORUZ
    • 14 Haziran 2019 ARTAN HASTALIKLARIN GERÇEK NEDENİ
    • 29 Mart 2019 BAĞIMLILIK NASIL KIRILIR?
    • 3 Mart 2019 YAŞAM TARZI DELİ GÖMLEĞİ
    • 3 Mart 2019 ET YEMEYİN ZARARLI TEZGAHI
    • 20 Ocak 2019 TEKNOLOJİK DEVRİMİN YOLU
    • 17 Ocak 2019 DÜNYA NEREYE GİDİYOR?
    • 5 Ocak 2019 SAĞLIKTA DEVRİM
    • 1 Kasım 2018 KALP YETERSİZLİĞİ ARTIYOR
    • 22 Eylül 2018 TEKNOLOJİK DEVRİM KUTLU OLSUN
    • 21 Eylül 2018 SAĞLIKTA MİLLİ ÇÖZÜMLER
    • 19 Ağustos 2018 TEMEL SORUNLAR VE ÇÖZÜMLER
    • 16 Temmuz 2018 TEKNOLOJİK DEVRİM BAŞLIYOR
    • 8 Haziran 2018 SÖMÜRÜ SİSTEMİ DEĞİŞİYOR
    • 9 Mayıs 2018 SİSTEM SAĞLIĞI KORUMA ODAKLI OLMALI
    • 7 Mayıs 2018 HEDEFİMİZ : BİLİM VE TEKNOLOJİDE DEVRİM
    • 21 Nisan 2018 MODERN TIP ; BİLİMSEL TIP DEĞİLDİR

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,923 µs