En Sıcak Konular

Dr.<br />Kemal Yeşilçimen


Dr.
Kemal Yeşilçimen
17 Temmuz 2023

NEDEN BÖYLEYİZ?



NEDEN BÖYLEYİZ? 2020

Her konuda geleneksel yaklaşım modelimiz ateş bacayı sardıktan yani iş işten geçtikten sonra müdahale etmek. 15 temmuz budur. Terör örgütü yarım asır her yeri işgal ederken seyrettik, ne isterlerse verdik, sonra da ülkeyi bunlardan temizlemek için uğraşıyoruz. Kanser her yere yayıldıktan sonra, müdahale etmek kanseri yok etmiyor. Kanser vücudu yeniden işgal etmek için müsait ortam bekliyor. Hainlik ve çürüme her yere yayılıp Basra harap olduktan sonra müdahale etsen ne yazar? 

Dizilerle körüklenen yozlaşma, ahlaki soykırım, her çeşit şiddet... Salgın halini alan hastalıklar, uyuşturucu, artan kısırlık... Orman yangınları, sel baskınları, depreme dayanıksız yapılan çürük binalar, çevre ve hava kirlenmesi, müsilaj, sağlığa zararlı tarım ilaçları ve gıdalarla halkın zehirlenmesi, yolsuzluk, cari açık, sanal kumarlar, küresel bahisler, kripto paralarla kaçırılan milyar dolarlar, sosyal medyayla yürütülen zihinsel savaş... Seyrediyoruz. Her konuda geleneksel yaklaşım böyle : Felaket kapıyı çalıncaya kadar seyret ama sakın önlem alma. Felaketler, ölümler, hastalıklar toplumsal tepkiye yol açınca, yani mızrak çuvala sığmıyor hale gelince bir şeyler yapıyormuş numarası yap. Sağlıktan sosyal hayata hasta eden sistemi önleme ve değiştirme yetkisi yok, sadece ifşa yetkisi var. Artık bunu herkes biliyor.

Din adamları, eğitim sistemi, siyaset, medya kültür ve inancımızın özünün iyilik ve sağlığı korumak, kötülük ve hastalıkları önlemek olduğunu neden anlatmıyor? Neden bürokrasi ve meclis buna uygun düzenlemeler yapmıyor? Çok mu zor? Neden bizi hasta eden küresel batı anlayışından medet umuyoruz? Kendimiz Neden milli ve yerli çözümler üretemiyoruz? Bu teslimiyetin nedeni ne? Zihinlere yüklenen Fulbright eğitim yazılımının mecburi sonucu bu.

Derelere akıtılan zehirler, içme suyumuza karışan kanalizasyon suları, denizlere vahşice akıtılan kimyasallar, kanserojen tarım ilaçları, gıdalara bulaşan glifosat gibi zehirler, atık sular, çöpler... Yemyeşil çevreye atılan, toprağa gömülen binlerce varil içindeki kimyasal atıklar, filtresiz bacalardan üstümüze çöken zehirli dumanlar, devasa gemilerle ülkemize sokulan milyonlarca ton hurdalar... İzmir’in Çernobili” olarak bilinen Gaziemirde radyoaktif atıklar nedeniyle ölçülen radyasyon oranı yasal sınırın 7 bin 291 kat üzerinde.

Yediğimiz, içtiğimiz kanserojen, tarım ilacı, zehir, hormon, gdo, kimyasal içeriyor. Her şey sağlığa zararlı partikül, katkı maddeler ve zehir içeriyor. Kirlenmiş çevre, kirlenmiş gıdalar, kirlenmiş su, kirlenmiş hava, kirlenmiş ahlak, kirlenmiş medya, kirlenmiş toplum… İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, ‘şunu yiyin, bunu yapmayın’  türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlık ve hayatımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor.

Müslüman bir ülkede millete domuz eti yedirenleri kim ifşa ediyor? Her çeşit gıda sahtekarlığını kim tesbit ediyor? Gıda tarım hayvancılık bakanlığı.  Sağlığa zararlı zehirlere kim izin veriyor? Peki neden önlemiyor? Millet iradesi varsa sağlığın korunması, hastalıkların önlenmesi gerekmiyor mu? Demek ki ilgili bakanlıkların yetkisi yok. Bu durumda ne yapmak lazım? Yetkisi olmayan, her türlü sahtekarlığı seyreden, anayasal görevin yapmayan kurumlar yerine, önleme ve halk sağlığını koruma görevini yapan kurumlar gerekiyor. Yurt dışına ihraç edilen gıda ve tarım ürünleri sağlığa zararlı olduğu için geri gönderilmese, bu felaketi bilmeyecektik. Peki bu felaket karşısında yetkililer ne yapıyor? Sağlığa zararlı olduğu için gönderilen gıda maddelerini millete çaktırmadan yediriyor. Yani milleti hasta edenleri koruma uğruna hastalık canavarını besliyor. Bunlar bir iki firma olsa üzerinde durmayız ama bilinen tam 620 firma ve her geçen gün sayıları artıyor. Yetkililerin görevi ise halkın sağlığını korumak ve sağlığa zararlı nedenleri önlemek değil, sadece teşhir etmek. Teşhir edince ne oluyor? Bunlara birşey yapılmadığını görenlere yayılıyor hile ve sahtekarlık. Mahalle aralarına kadar yayılan hastanelerde, her yıl 800 milyon muayene olurken, bunun dışındaki hastalar randevu bulamıyor. Milli güvenlik sorunu olan bu felaket resmen halka karşı yürütülen hastalık savaşı. Gelişmiş ülkelerde yasaklanan tarım ilaçları milleti kanser etmeye devam ediyor. Kanser patlaması yüzünden milyarlarca doları bizi hasta edenlere hediye ediyoruz. Buna sigara  alkol, fastfood... dahil. Yazık bu millete. 

Milyonlarca insanın sigaradan alkole, eroinden kokaine her çeşit uyuşturucuya bağımlı olmalarına önce göz yumuyor, sonra da amatem gibi bağımlılık merkezlerine milyarları gömüyoruz. Milyonlarca bağımlının binde birini bile tedavi edemeyen merkezleri açsan ne olacak, milyonlarca insanın bağımlı olmasını önlemedikten sonra. Dedik ya felaketleri, hastalıkları, kötülükleri çok kolay ve ucuz yöntemlerle önlemek sosyetemizi bozuyor. Neden daha çok amatem gibi merkezler açılmıyor diyenler neden sorunu kökten çözmeye yanaşmıyor?

Önce kanalizasyonları denize boşatıyor yani Marmarayı lağıma çeviriyor, sonra da milyarlarca dolar gerektiren temizleme krizine giriyoruz. Önce denizi plastik atıklarla dolduruyor, sonra da mikroplastik var mı diye araştırıyoruz. Bu araştırmalar ne işe yarıyor? Toplu balık ölümleri ve müsilaj olduğunda, deniz koktuğunda bilim kurulu oluşturulur ama kötü kaderimiz değişmez. Bilimin gereğini yapmadıktan sonra bilim adamları ne yapsın? Denizi kirleten yüzlerce gökdelenin pisliğini gören yetkili yok mu? Bunlar ne karşılığında pisliğe göz yumuyorlar? Çevreyi kirleten zihinsel sakatlık nasıl önlenir, bunu araştıran yok. Gaziemirde olduğu gibi önce radyasyon gibi ölümcül atıkları tertemiz çevreye atılırken göz yumuyor, sonra da uyarılara rağmen seyrediyoruz. Önce göl havzasında havaalanı yapıyor, sonra da göl oldu diye şikayet ediyoruz? Önce dere yataklarına göstere göstere çok katlı binalar dikiyor, sonra da sel baskını ve heyelanla bir sürü canımız ve kaynaklarımız yok olurken ağlıyoruz. Eskiden kedi köpek sorunu yoktu. Şimdi milyonlarca başı boş kedi köpek kuduz, toksoplazma, kist hidatik gibi bir sürü hastalık için tehlike yaratırken bu riskler yetkililerin umurunda değil. Köpekler çocukları parçalarken seyrediyoruz. Sanki bu riskler kasten yaratılıyor. Önce tehlikeyi yaratıyor, sonra ağlıyoruz. En baştan önlem almak sosyetemizi bozuyor. 

Mesela yaz ayları geldiğinde cennet vatanımızı enkaza çeviren orman yangınları. Yönetim boşluğu nedeniyle anız yakmayı yasaklamak yerine herkes yangınları seyrediyor. Maaşlarını artırma konusunda dakika kaybetmeyenler, Türkiye yangın yerine döndüğünde sessiz ve hareketsiz. Geleneksel davranış modelimiz bu : Felaketleri seyretmek, yangınları önleyen basit düzenlemeler yerine, cennet vatan yangın yerine döndükten sonra onbinlerce kişiyle yangınları söndürmeye çalışmak. Yangınları önleyen basit düzenlemeler yapmak, cennet vatan enkaza dönmeden kesin kurallar koymak sosyetemizi bozuyor. Sonuç ne : Yangın enkazları. Yazık

Önce 3 çocuk yapın diyoruz, sonra çocuk yapmayı önleyen küresel politikaları uyguluyoruz. Sonra da kısırlık neden arttı diye söyleniyoruz. Mahalle aralarına kadar yayılan tüp bebek merkezlerinden medet umuyoruz. Buralarda harcanan milyarlarca lirayı evlenenlere vermeyi akıl edemiyoruz. İşsizlik ve parasızlıktan evlenemeyen neslin çocuğu olur mu? Olan çocuklarımızı da koruyamıyoruz. Kimi uyuşturucu çetelerine kurban oluyor, kimi de tinerci oluyor. Yoksulluktan sahipsiz 5 çocuğumuz yandıktan sonra da soruşturma yapıyoruz diye topu taca atıyoruz. Nesini soruşturacaksınız? Çocuklar sizlerin gözü önünde yandı. Komşusu aç yatarken ve yanarken tok yatan kimin ümmeti? Toplanan trilyonlarca lira vergi ve yardımlar sahipsiz çocuklarımızı korumuyor. Faizler, borçlar, lüks ve israf kanımızı emiyor. Belediyeler ve yetkililer asıl görevi olan bakıma muhtaç milyonlara yardım etmek yerine milyonları eğlenceye ve gereksiz şeylere harcıyor. Yıllarca başıboş bırakılan çocuklar internet bağımlısı olduktan sonra yetkililerin aklı başına gelir, 16 yaş öncesine yasak getirelim derler. Kendi aydın ve bilim dünyasının uyarıları dikkate alınmaz, dış güçlerin ağzına bakılır, onlar dedikten sonra yapılır. Bağıra bağıra gelen felaketleri ve küresel oyunları önceden tahmin eden ve buna göre alınacak önlemleri devlet kurumları ve halka duyuran bir Öngörü Merkezi olmadığı için, felaketler canımızı yaktıktan sonra bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Küresel aklın planlarını bilmeyen yetkilere borç alan emir alır gerçeğini nasıl anlatmalı?

Geleneksel davranış modelimiz bu. Bir taraftan ülkeye giren tonlarca uyuşturucuya göz yumuyor, diğer taraftan uyuşturucu ile mücadele için yüzbinlerce polis ve jandarmayı seferber ediyoruz. Bataklığı önlemek yerine sivrisinekle mücadele geleneksel modelimiz. Gümrükleri ve sınırları kontrol etsek daha mantıklı olmaz mı? Hergün medyada uyuşturucu ile mücadele ediyor izlenimi vermenin yerini tutmuyor. Hapishanelerde yer kalmazsa yenisini yaparız. Milyarlarca liralık beton duvarlara rağmen sınırlar ve gümrükler elek haline gelmiş demek ki. Bu kadar uyuşturucu uzaydan mı geliyor? Milyonlarca insan okul önlerinde, eğlence mekanlarında ve her yerde peynir ekmek gibi açıkca satılan uyuşturucuya bağımlı yapılıyor. Sonra da artan gasp, cinayet, taciz ve tecavüzler úzerine ailelerin feryadı yükseliyor. Uyuşturucunun ülkeye girişini önlemek daha kolay olmasına rağmen şeytan üçgeni kazansın diye bataklık oluşumunu önlemek yerine sivrisineklerle mücadele görüntüsü veriliyor. Önce medyada yasadışı bahis ve kumar reklamlarıyla zihinleri bombardımanla kumarı teşvik ediyoruz, sonra da kumar oynatan ve oynayanları tek tek toplayarak adalet saraylarını bunlarla meşgul ediyoruz. İbni Haldun devletin yıkılış nedenlerinden birini unutmuş : Siyaset - mafya - bürokrasi şeytan üçgeni. Uyuşturucudan gıda sahtekarlığına, ihale yolsuzluklarından depreme dayanıksız milyonlarca çürük binaya kadar... Devletin içine şeytan kaçmış. Bu şeytan temizlenmeden hiçbir şey düzelmez, devlet ve toplum mutlaka çöker.

Her konuda böyleyiz. Facebooktan instagrama kadar zihinsel savaşın küresel silahlarına izin ver, sonra da toplumu zombiye dönüştüren, ahlakı bozan, milli güvenliği tehdit eden küresel sosyal medya karşısında çaresiz kal. Her çeşit saldırı ve felakete karşı Öngörü ve önlem merkezi kurmak idrak sınırlarımız ötesinde. Altımızdan halıyı çekiyorlar yetkililer çaresiz. Çare bulsalar yaşam tarzımız ve kültürümüz sömürgecilerin istediği şekilde değişmezdi. Dizilerle körüklenen yozlaşma, ahlaki soykırım, her çeşit şiddet, uyuşturucu, sanal kumarlar, küresel bahisler, kripto paralarla kaçırılan milyar dolarlar, yolsuzluğun yol olması sosyal medyayla yürütülen zihinsel savaşın sonucu. Zihinsel özgürlüğü  yok eden, yaşam tarzını istediği şekle dönüştüren zihinsel savaşın silahlarına karşı milli alternatif üretemiyoruz.

Savaşların amacı nedir?

Savaşların amacı yaşam tarzını sömürüye uygun hale getirerek sömürüyü garanti altına almaktır. Zihinleri ele geçirdiğiniz zaman zihinlerin yönettiği herşeyi ele geçirmiş oluyorsunuz. Kültürden ekonomiye, modadan yaşam tarzına kadar her şey kontrolünüz altına girmiş oluyor. Amerikan yaşam tarzı bu savaşın sonucu. Tüketici ve oturgan yaşam tarzı, cari açığın artması, küresel pazar haline gelmemiz ve postmodern gönüllü sömürü, sinsice sürdürülen zihinsel savaşın sonucu. En ucuz ve etkili savaş yöntemi budur. Bir kurşun bile atmadan zaman içinde herşeyi ele geçirmiş oluyorsunuz. Artık istediğiniz anlaşmayı, istediğiniz sözleşmeyi imzalatmanız çok kolay. Çünkü zihinler elinizde.

Mesela meşhur İstanbul sözleşmesi. Önce meclisin neredeyse tamamıyle İstanbul sözleşmesini kabul ettik, sonra da bu sözleşme aile kurumunu çökertiyor, boşanmaları ve kadına şiddeti artırıyor, ahlaki bozuyor diye iptal ettik. Bir sözleşmeyi imzalamadan önce dikkatlice okumak çok mu zor? Ama sorun okuduğunu anlama konusunda. Okuduğunu anlamayı gösteren uluslararası PİSA testinde Türkiye sonuncu. Yani okuduğunu anlamıyor. Bizi bu hale getiren zihinsel savaşın en önemli silahı olan Fulbright eğitimi ise aynen devam ediyor. Değiştirmeye bile gücümüz yetmiyor. Çünkü onu da okumadan veya anlamadan imzalamışız, dönemiyoruz demek ki. Anayasanın 90. maddesiyle, uluslararası mahkeme kararları ve anlaşmalarına uymaya mecbur etmişiz kendimizi. Bu da bizim eserimiz.

Faizden dövize, enflasyondan hayat pahalılığına, üretimden tüketime, kiracı- ev sahibi çatışmasına, artan hastalıklardan pandemiye kadar... Her konuda böyleyiz. Önce sokağa çıkana ceza, sonra cezaları iptal. Önce maske tak, sonra çıkar. Diyabeti ve diyabete bağlı bir düzine hastalığı patlatan GDOlu mısır şekerine önce izin ver, sonra da yasaklıyormuş gibi yap ama asla yasaklama. Diyabete bağlı hastalıklara her yıl 25 milyar dolar harcayalım. Sigara ve alkol tekelini önce yabancılara satalım, bundan geçimini sağlayan 5 milyon insanı işsiz kalsın, sonra da sigara, alkol ve yol açtığı hastalıklara her yıl 25 milyar dolar ödemek için yüksek faizli borç dolara yeni tavizler verelim. Bunları kendimiz üretsek, 5 milyon insan bu işle geçinse ve döviz ülkede kalsa olmaz mı? Olmaz, fiyakamız bozulur. Önce uyuşturucu girişine, sanal kumara ve kripto soygunlara ve yurt dışına kaçırılan milyarlarca dolara göz yum, sonra bunları tek tek yakalamak için binlerce operasyon yap. Kripto yolla milyarlarca dolar dışarı kaçarken göz yumuyor,  dövizler tükenince kaçışı önlemek yerine yüksek faizli borç dileniyoruz. Kripto paralar ve dolar, milli paramızı kuma yaparken seyrediyoruz.

Enerjimizi, kaynaklarımızı yarattığımız sorunlara harcıyoruz. Daha önce bu derece kiracı-ev sahibi çatışması yoktu. 7 milyon kiracıyı 7 milyon ev sahibiyle çatışmalı hale getirdik. Aileleriyle birlikte en az 30 milyon insan, yarattığımız bu sorun nedeniyle huzursuz. Çek, senet ve icra davaları sayısı 30 milyonu geçmiş. Dev adalet sarayları insan selinden geçilmiyor. Bu sorunları kendimiz yarattık, şimdi kördüğüm haline geldi, kimse çözemiyor. Yaratılan sorunlar o kadar çok ki, toplum birbiriyle didişmekle sağlık ve hayatını tüketiyor. Önlemek daha kolay ve mantıklı ama işimize gelmiyor.

Özetlersek, davranışlarımız bebek düzeyinde. Herkesin bildiği gibi bebekler kakasını çişini altına yapar, üstünde belenir, sonra rahatsız olur, birinin gelip temizlemesini bekler. Birileri gelip temizleyinceye kadar da ağlar, pisliğinde debelenir. Annesi temizleyince rahatlar, uykuya dalar, mışıl mışıl uyur. Bu benzetme rahatsız edici olsa da acı gerçek bu. Her konuda böyleyiz : Mesela yıllardır bütün pislikleri denize boşaltır, sonra kirlilik içindeki bu denize girer, içinde debeleniriz. Müsilaj ve kirlilikten sonra canlı hayat sona erince milyarlarca dolar sarfederek temizlemeye çalışırız. Ergeneden, müsilaja, Haliçten İzmir ve İzmit körfezin kadar başımıza gelen budur. Önce kirletmesek olmaz mı? Olmaz, fiyakamız bozulur. Avrupanın milyonlarca ton çöpünü alır, bu çöplerle cennet vatanın içine eder, sonra da bu çöpleri temizlemek için milyarlar harcarız.

Önce deniz kumuyla fay hattında inşa edilen şehirler kurar, sonra bu binalar çökünce depreme karşı dönüşüm plağıyla hurda demirle inşa edilen şehirler inşa ederiz. Önce dere yatağına, heyelan bölgesine binalar yapar, sonra bunlar altında kalınca ağlamaya başlarız. Önce her yere özel okullar ve üniversiteler için trilyonlar harcarız, sonra bu diplomalar işe yaramıyor diye ağlarız. Bu bebek davranışının nedeni aydın ve bilim dünyasını, siyaset ve çalışma hayatını esir alıp zombiye çeviren, insanımızı idrakten yoksun ve düşünemez hale getiren Fulbright eğitim sistemidir.

Her alanda böyleyiz. Mesela sağlık alanında sağlığa zararlı ne kadar madde varsa bunları topluma yedirir, içirir, sonra da bunları yapanları listeler halinde yayınlarız. Hatta Avrupanın zehirli diye geri yolladığı sebze, meyve ve gıdaları da iç piyasaya yedirir, sonra da onbinlerce gıda muhendisini bunları tesbit için görevlendirir, boşuna para ve zaman harcarız. Sigara, alkol, fastfood, GDO, mısır şekeri, transyağlar, tarım ilaçları, kimyasallar halkı zehirler, hasta ederken her yıl 800 milyon hasta randevü almak için uğraşıyor. Cumhuriyet kurulduğunda 554 olan doktor sayısı, 2024 yılında 205 bini geçmiş. Binlerce hastane, yüzbinlerce doktor, ilaç aşı ve teknolojiye harcanan milyarlarca dolara rağmen hasta ve yaşlı bir toplumuz. Hastalıkları önlemek kimsenin işine gelmiyor, çünkü herkes cebine giren paraya bakıyor. Önlenebilir hastalıklarla hasta ettikten sonra ithal ilaç, aşı, tıbbi malzeme ve teknoloji için milyarlarca dolar harcıyoruz. Son 30 yılda trilyonlarca dolar harcadıktan sonra şimdi cari açığı kapatmak için borç dolar dileniyoruz. Halbuki daha işin başında önlem alınsa trilyonlarca dolarlık gereksiz harcamaya gerek kalmadığı gibi, sağlıklı toplum olacağız. En basit örnek sigara, alkol ve yarattığı sağlık sorunlarına her yıl harcanan 25 milyar doların son 40 yıldaki faturası ne kadar? Sadece sigaradan her yıl 110.000 insanımız ölürken milyonlarcası da hastalıktan sürünüyor.

Alkolizm ve uyuşturucu hızla yayılırken amatem merkezleri açmakla meşgulüz. Artan kısırlık yüzünden tüp bebek merkezlerine harcanan para ne kadar? Hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunması yerine pahalı ilaç ve teknoloji ithali ile dev hastaneler kurtuluş modeli olarak sunulduğu için hasta toplum olmak, hastalıklar içinde kıvranmak kaderimiz oluyor. Her çeşit hastalıktan kısırlığa, müsilajdan çevre kirliliğine kadar önlemek daha ucuz ve kolay olmasına rağmen neden tersini yapıyoruz? Bilimin gereğini yapmadıktan sonra, milyon tane üniversiten olsa ne yazar? Bilimden nasibini almayan bir ülkenin kötü kaderi bu. Fastfooddan mısır şekerine, içkiden sigaraya kadar artan ithalat, işsizlik, cari açık, enflasyon, diyabet ve her çeşit hastalık artışına yol açarken, kıt kaynakları ilaç ve teknoloji ithaline harcıyoruz. Dünyada olup bitenden ve küresel oyunlardan haberimiz yok. Zavallı bir durumdayız. Hastalık lobisi planlı ve sistemli çalışıyor. Bayer ve Monsanto birleşerek Bayer- Monsanto ismini alıyor. Bayer NonHodgkin lenfoma için kanser ilaçları üretiyor. Monsanto ise NonHodgkin lenfoma nedeni olan Roundup pestisit üretiyor. Aynı zamanda bir endokrin bozucu. Philips Morris(PM) de Birleşik Krallıkta VECTURA isimli ASTIM İLACI üreten şirketi satın almıştı. Bir taraftan astımdan kansere kadar bir sürü hastalığa yol açan sigaradan trilyon dolarlar, diğer taraftan tedavi numarasıyla pazarlanan ilaçlardan milyar dolarlar götür. Ne güzel bir sistem değil mi? Sonra da toplanan paraların yüzde biriyle zihinleri ve yetkilileri etkisiz hale getir ki kimse oynanan oyunun farkına varamasın. Sağlıklı yaşama hakkı ve halk sağlığını korumakla sorumlu olanlar tek laf edemesin. Nerede insan hakları? Bilim ve aydın dünyası etkisiz hale getirilen ülkelerin işi zor.

Küresel sömürü sistemini anlamadan olayların perde arkasını göremeyiz. Gelişmiş ülkeler halkın parasını üretken yatırımlara dönüştürürken, sömürge ülkeler halkın parasını tüketime, ithalata, betona harcar, kripto soygunlara göz yumar, yolsuzluğa kurban eder, aşırı vergi ve enflasyonla üstüne yatar. Toplanan vergiler ödenecek borçların faizini bile karşılamayınca yeniden yüksek faizli borç girdabına düşer. Borç alan emir alır.

Modern sömürü sadece dış sömürüyle sınırlı değil. Ekonomik kaynakları ele geçirmeye çalışan küresel siyaset anlayışı, trilyon dolarlık ekonomiden alınan komisyonlarla hayat pahalılığı ve iç sömürüyü organize ediyor. Halkı da sahte ucuzluk gösterileriyle uyutuyor. Özel okullardan özel hastanelere, içme suyundan doğalgaz elektrik dağıtımına kadar fahiş fiyat artışları halkı canından bezdiriyor. Halkın cebinden alınan trilyonlarca lira bir avuç oligarşinin cebine gidiyor. İrade gösterilse enflasyonu önlemek ve gerçek ucuzluk mümkün. Enflasyonu yaratan gözü doymayan siyasettir. Enflasyon ve hayat pahalılığı halkı sömürmek için bilinçli olarak yapılıyor. Bunun üzerine eklenen yolsuzluk ise adaleti yok ediyor. Yapılan araştırmalar milli gelirin dörtte birinin yolsuzluğa kurban edildiğini gösteriyor. Bu yüzden halk tarladaki fiyatın 10 katına almak zorunda kalıyor. İç sömürüye dönüşen hal yasası ve özelleştirme bu yüzden değişmiyor. Fulbright eğitimi aç gözlü, ahlaksız ve yolsuzluğa uygun nesiller yetiştiriyor. Milletin DNAsını değiştiriyor. En büyük felaket bu.

Depremde yüzbinler enkaz altında kaldıktan sonra aklımız başımıza geliyor. Depremin faturası yüzlerce milyar dolar. Bu rakama çürük diye yıkılacak milyonlarca bina dahil değil. Yüzlerce üniversitesi, yüzbinlerce akademisyeni olan bir ülkede binalar neden çürük. Fay hattından, dere yatağından haberleri mi yok? Mağara adamlarının yaptığı evler tarihe meydan okurken, teknoloji çağında binlerce mühendisin kontrolünde yapılan binalar çürük diye yıkılıyor. Bütün bunların nedeni, enerjimizi tüketen bu sorunları çok önceden görüp çözecek ve önleyecek olan öngörü ve önlem merkezinin olmayısıdır. Fulbright eğitimiyle öngörü ve önlem yetenekleri felç edilen, zihinleri bitkisel hayata sokulan ülkelerin kaderi budur. II. Dünya savaşından sonra dikte edilen binlerce anlaşma sonucu eğitimden yaşam tarzına kadar teslim alınan ülkelerin kaderi, kördüğüm olan sorunlar içinde debelenmektir. Modern sömürü zihinleri işlemez hale getirmekle başlıyor. OECD verilerine göre, halkın %40’ı okuduğu en basit metni bile anlayamıyor. Entelektüel bir metni ise anlayıp çözebilecek yahut bir konuda araştırma yapabileceklerin oranı %3. İşin içine kanıta dayalı bilgiyi değerlendirebilmek ve karşıt görüşlere bakarak bir sentez yapabilmek girince bu oran %1’in altında. Bunun anlamı, toplumun çoğunluğu ile tartışmaya girmenin anlamı yok, sizin fikrinizi anlayabilecek seviyede değiller. Fulbright sömürge eğitiminin zombileştirdiği bir toplumda kime ne anlatıyoruz?

Pandemiden artan hastalıklara kadar yürütülen hastalık savaşını bile idrak etmekten aciz durumdayız. Bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel yönden hasta toplum olduk. Her yıl 800 milyon hasta müracaatı ne demek? Bununla övünen başka bir toplum var mı? Sanki hasta olmak imtiyaz, tedavi olmak bir lütuf. Dev hastaneler sağlık anlamına gelmiyor. Harcanan milyarlarca dolarlık ilaç, aşı ve tıbbı teknolojiye rağmen hastalıklar çığ gibi artıyor. Herkes hasta ve randevü bulamıyor. Bu işin sonu nereye gidecek? 

Yaşadığımız çevre bizi hasta eden kimyasallar, katkı maddeleri ve sağlığa zararlı maddeler içeriyor. Küresel şirketler çevreyi kirletirken, sigara, alkol, fastfood, kirli hava… ile bizi zehirlerken, kimsenin sesi çıkmıyor. Sigara, alkol kanser ve kalp hastalığına yol açıp öldürürken, hastalık ve kötülük lobisi evrensel hukuk ve özgürlük diye direniyor. Sağlıkta küresel oyunları idrak ederek gerekli önlemleri alacak Tıbbi istihbarat örgütü yok. Küresel akıl sağlık yönetimlerini DSÖ yoluyla kontrol altına alıyor. Bilim dünyasına yön veren küresel akıl, ülkelerin bağımsız önlem almasını engelliyor. GDO, sigara, alkol, fastfood, katkı maddeleri, tarım ilaçları, mısır şekeri gibi sağlık düşmanlarına dokunan yönetimler, karşısında küresel şirketlerin çıkarlarını savunan AYM gibi hukuk kurumlarını buluyor. Sağlık ve hayatımızı koruması gereken kurumlar maalesef halkın yanında değil. Bu yüzden telef oluyoruz. 

 Tehlike anında kalp hızı arttığında takılan çiple otomatik olarak çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan dünyada, insanımızı koruyan bir sistemi kurmak zorundayız. Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer’i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor. Bu sistemi Milli Sağlık Akademisi kurmalıdır. Aksi halde hastalık üreten bataklıkta hasta olmak, hastalıktan sürünmek ve ölmek kaderimiz olmaya devam edecektir. Kaynakları ve enerjimizi dev hastanelere, milyarlarca dolarlık ilaç ve teknolojiyle dışarıya transfere değil, sivrisinek ordusu üreten bataklığı kurutmaya ve bataklık oluşumunu önlemeye harcamalıyız. Toplum risklerden uzak sağlıklı bir ortamda yaşamalı. Hastalıkların ve ölümlerin yüzde 90ı hastalık üreten yaşam tarzına bağlı ve önlenebilir. Önleyecek kurum, Milli Sağlık Akademisidir. Anayasa zaten bu görevi devlete vermiş. Peki bu görevi kim, ne zaman yapacak?

İnancımızın hedefi sağlıklı toplumdur. Kötülük ve hastalığın çaresi önlemektir. İslamın, aklın ve bilimin gereği budur. Geleceği planlarken kötü sonuçlarla uğraşmak yerine, bunları oluşmadan önlemek gerekir. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma savaşı ciddi bir şekilde yapılırsa, hasta sayısı hızla azalacak ve toplum sağlıklı olacaktır. Bilimsel veriler çok açıktır.

Üstün hekimler hastalıkları önler,  vasat doktorlar hastalıkları erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar.  (Huang Dee, 4600 yıl önce, Çin’in ilk tıp kitabı).

 

 



Bu yazı 1,907 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 10 Mart 2026 ÖZGÜRLÜĞÜN GASPI - 2008
    • 24 Şubat 2026 ZİHİNSEL DARBE - 2006
    • 20 Eylül 2025 Da Vinci'nin şifresi - 2008
    • 18 Nisan 2025 HASTALIK SAVAŞI - 2005
    • 1 Nisan 2025 KÜRESEL YAŞAM TARZI DEĞİŞMEZ
    • 14 Mart 2025 HASTALIK BORSASINDA KAYBOLAN SAĞLIK - 2008
    • 28 Şubat 2025 SAĞLIKTA KÜRESEL DEVRİM
    • 16 Şubat 2025 NEDEN BÖYLEYİZ? - 2
    • 11 Şubat 2025 KISIRLIK LAFLA ÖNLENMEZ
    • 27 Ekim 2024 NEDEN BU KADAR HASTAYIZ
    • 27 Ekim 2024 ÇÖZÜM NE?
    • 21 Ekim 2024 SAĞLIKTA KÜRESEL OYUNLAR
    • 19 Ekim 2024 HASTALIK BORSASINDA KAYBOLAN SAĞLIK - 2008
    • 15 Mayıs 2024 OTLARLA ALDATMAK - 2017
    • 7 Mayıs 2024 MODERN SÖMÜRÜDEN POSTMODERN SÖMÜRÜYE...
    • 4 Mart 2024 NASIL ÖZGÜR OLURUZ ?
    • 13 Ekim 2023 GÜCÜ DOĞURAN TEKNOLOJİK AKILDIR
    • 27 Eylül 2023 ÇARE SİZSİNİZ 2008
    • 17 Temmuz 2023 NEDEN BÖYLEYİZ?
    • 20 Nisan 2023 GÜCÜN KAYNAĞI NEDİR? - 2016

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,482 µs