Fedakar sağlık ordumuzun 14 mart Tıp bayramı kutlu olsun.
• Küreselleşen dünyada hekimlik mesleği, hastalıkları önleyen ve sağlığı koruyan bir sanat olmaktan çıkarak hastalara ilaç ve yüksek teknoloji giydiren bir konfeksiyona dönüşüyor. Hekimin ilgisi ve iyileştirici gücü ise ilaç, teknoloji ve paraya devrediliyor. Artık hekimin saygınlığı bile kariyeri, şöhreti ve aldığı ücreti kadar…
• Geleneksel tıbbın ‘hastalık yoktur hasta vardır’ anlayışında, bünyesel farklılığı nedeniyle her hastanın hastalığı farklıydı. Bu yüzden hekimler de hastanın dilinden ve ruhundan anlayan, onun bünyesine göre davranan kutsal bir otorite idi. Bu anlayışın hakim olduğu dönemlerde hastayı korkutan dev hastaneler, cihazlar ve fabrikasyon ilaçlar yerine, hekimin ilgisi ve şefkati vardı.
• Hastaları fabrikasyon robotlara benzeten küresel anlayış ise, konu mankeni yaptığı hastaları geri plana iterken, hastalıkları ve guidelines adı verilen şablon tedavileri ön plana çıkardı. Artık hastalar, birbirinin kopyası olan robotlar gibi, aynı şablon tedavilerin konu mankeni.
• Seri üretimi yapılan ilaç ve teknolojinin maksimum tüketimi için, hasta kuyruklarını kar amacıyla işleyen dev hastaneler fabrika gibi çalışıyor. Paket fiyatlarla kurulan hastalık borsasında satılık hastalıklar, hasta ve hastanelerin beğenisine sunuluyor. Seç, beğen, al. Hastaneler ucuz fiyat biçilen hastalıklardan şikayet ederken, hastalar köşe bucak fark almayan hastane arıyor. Yaratılan moda herkesi hasta ediyor.
• Hastayı müşteriye indirgeyen bu yeni anlayış, korku tüneline sokulan müşteriler için satılık hastalıkları, ilaçları, teknolojiyi ve ‘guidelines’ adı verilen kanun hükmündeki tıbbi kuralları dayatıyor. Hekimlik sanatı da sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezleri gibi dev hastanelerde seri imalata geçen konfeksiyon işine dönüşüyor. Küresel yaşam tarzıyla hasta eden sonra da paran kadar sağlık diyen anlayış milyon dolarlık ilaç ve tedavilerle karakterize postmodern tıp çağını ilan ediyor. Trilyonlarca dolarlık hastalık sektörünün hedefi, ülkeleri ve yönetimleri bu yolla kontrol altına almak. Bu pahalı tedaviler milyonlarca dolarlık ilaç parasını toplamak için medyada ağlaşan anneler ve pazarlarda dilenen kitleler yaratıyor. Çünkü yönetimlerin bütçesi bu yeni tedavilerin parasını ödemeye yetmiyor. SMA olan bir bebeğin tedavi faturası 6 bin emeklinin maaşı kadar dersek konu daha iyi anlaşılır.
• Ķüresel sağlık anlayışının dayattığı sağlık sisteminde hekimin ve hastanın robotlaştığı, sağlığın ise metalaştığı duygusuz ve vicdansız bir dünyada yaşıyoruz. Hayat kurtarma ve sağlığı korumaya dayanan sağlık anlayışı, yerini hasta eden, hastalık giydiren, hastalıktan rant sağlayan ticari bir anlayışa bırakıyor. Bu sistem vicdansız bir dünyanın kapılarını açıyor. Sağlığı koruma ve hastalıkları önleme yerine, sektöre para getiren tıbbi işlemlere odaklanan bu anlayış, sağlığın önündeki en büyük engel. Çünkü herkesi hasta, hastaları da müşteri olarak gören bu sistem, sağlığın önünde bir duvar gibi duruyor. Sağlığa kavuşmak bu yüzden parasal engellerle dolu zorlu bir yarış. Bu engele takılanlar için sağlık, hastalık çölünde Leyla gibi bir serap. Hastalık ise bu hasta yaşam tarzında herkes için mecburi istikamet.
Sevilen, sayılan ve kutsal bir otorite gibi duran hekim algısı artık yok. Hekim yüzünüze değil bilgisayarın ekranına bakarken sizinle değil bürokrasiyle ilgilenmek zorunda. Soğuk makinaların içinde, bilgisayarların teşhis ve tedavisine sunulan, ölçülüp biçilen, borsada işlem gören ve menkul değerlere çevrilebilen hastalık dünyasında yaşıyoruz. Sağlık ise paranın gücüne göre alınıp satılan tüketim malzemesi oldu. Sosyal güvenlik kurumunun paket programına giren hastalar, hastalık borsasında ödenen para kadar hizmet alabiliyor. Daha fazla para kazanmanın yolu, hasta için gerekli olmasa bile daha yüksek para getiren işlemlerden geçiyor. Mesela servis bakımı yeterli olan hastayı yoğun bakıma nakleden paraya para demiyor. Bu sistemde koyun yerine konulan hasta can derdinde, paradan baska bir sey düşünmeyen kasaplar ise et derdine düşüyor. Bu ortamda ‘sıradaki gelsin’ komutuyla harekete geçen hastalar, dev süpermarketlerde alışveriş krizine girmiş müşteriler gibi köşe bucak şifa arıyor.
• Daha fazla kar etmek hırsıyla her alana yayılan küresel sağlık anlayışı, sağlığımızı yarış pistine çevirirken sağlık çalışanlarını da para hırsıyla koşturulan yarış atı yapıyor. Bu yarışta kullanılan ‘Performans’ adı verilen kırbacın amacı, trilyon dolarlık küresel değirmeni döndüren bu yorgun atları çoşturmak. Hedefi ise ilaç ve teknolojinin üretim dağlarını öğütmek. Bu değirmen, gerçekte hastalıkları değil sağlık ve hayatımızı öğütüyor. Uygulandığı her yerde hasta sayısı ve ölümler azalmıyor, aksine artıyor. İnsanlık vicdanını ve genel ahlakı kanatan bu anlayış mutlaka değişmelidir ama nasıl?
• Doktoru yarış atına çeviren performans kırbacı, hastaya olan ilgiyi yok ediyor. Hastayı müşteri olarak gören bu sistem, hekimin iyileştirici gücünü paranın gücüne devrediyor. Paranın karşılığı her zaman sağlık olarak dönmediği için, hastanın hekime olan saygı ve güveni sarsılıyor. Astronomik faturalar karşısında şok geçiren hastalar, doktorların hastaları soyduğunu zannediyor. Halbuki milyar dolarları cebe indiren doktorlar değil, ilaç, aşı, teknoloji ve hizmeti organize eden hastalık sektörü. Müşteri haline getirdiği hastayı kışkırtarak çatışma ortamı yaratan küresel sağlık anlayışı, her iki tarafı kavgalı hale getiriyor. Amerika’da hekimler kendilerini korumak için aldığı ücretin önemli bir kısmını sigortaya harcıyor. Hastalar ise, hastalıkları önlemek ve sağlığını korumak için değil, hasta olduktan sonra tedavi olabilmek için milyarlarca doları özel sigortalara ödemek zorunda kalıyor. Hasta eden sistem yüzünden artan sağlık harcamaları ise, kar etme telaşında olan sigorta şirketlerini, hastaneleri ve hastaları doktorla mahkemelik hale getiriyor. Para etrafında dönen bu dünya, taksimetre taktığı doktora sonuçta mutluluk değil şiddet ve ölüm getiriyor. Sağlıkta şiddetin gerçek nedeni bu. Teşhisi doğru koymak gerekir. Yanlış teşhisten doğru tedavi çıkmaz. Şiddeti önlemenin yolu, müşteri ve performans sistemini kaldırmaktan geçer. Gelişmiş ülkelerde hastaya ayrılan zaman ve ücretler katbekat fazladır. Hastaya ayrılan zaman hastalığı önlemeye yeterse, hastalar sağlığına kavuşur, hasta sayısı azalır. Hasta sayısı azalırsa hizmet kalitesi artar, sağlıklı toplum oluruz. Hasta memnuniyetini artırmanın yolu hastalıkları önlemekten geçer. Tasarruf edilen milyar dolarlar hastalık sektörüne değil sağlıklı beslenmeye ve emekli maaşlarına harcanır. Hastalıklar önlenirse, o kadar ilaç ve tıbbi teknolojiyi kime satacaksınız? Hastalık harcamasından çöken sosyal güvenlik kurumları batmaktan kurtulur ama trilyon dolarlık hastalık sektörü çöker. Son 30 yılda hastalık sektörüne trilyonlarca dolar harcadık ama daha sağlıklı değiliz. Sadece sigara, alkol ve yol açtığı hastalıklara her yıl 25 milyar dolar ödüyoruz.
• Herkesi hasta, hastayı müşteri ve her şeyi de para olarak görme anlayışı işte bu nedenlerden dolayı sağlığın önündeki en büyük engel. Sağlığın önündeki engel sanıldığı gibi tıp kurumu veya bilim dünyası değil, günümüz tıbbını ve bilimi bu yola sevk eden anlayış. Hasta ile doktorun arasına karakedi gibi giren bu anlayış, sağlığın önündeki duvar. Hastalık üreten yaşam tarzı ise bu anlayışın hayat kaynağı. Sağlığın önündeki bu duvar yıkılmalı, ama nasıl ?
• Hastaların kanı, canı ve gözyaşını paraya çeviren bu anlayışın gayesi sağlık değil, bitmek bilmeyen kazanma hırsı. Sağlık ve hastayı metalaştıran bu sistem, pazarlama görevi verdiği hekimi komisyoncu duruma düşürüyor. Kutsal vakıf şifahanelerinin yerini, kar etmezse kapatılmakla tehdit edilen hastaneler alıyor. Bu dev hastanelerin sağlığı koruma ve hastalıkları önleme işlevi ise budanmış durumda. Sosyal Güvenlik Kurumları ve hazinenin oluk gibi akıttığı harcamaların devamı için gerekli olan bu! Yoksa hastaya susayan ve sürekli hasta üreten bu sistem her an çökebilir. Oysa ki bu sistem yüzünden devlet ve toplum yapısı çöküyor, kimse farkında değil.
• Çözüm diye dayatılan her şey, trilyon dolarlık sektörü şişirmekten başka işe yaramıyor. Artan sağlık harcamalarına rağmen, insanlık daha sağlıklı değil. Bu hastalıklarla mücadelede bunca yılda gelinen yer; sivrisinek bulutlarıyla mücadele dev bir sektör doğuruyor. Hastalık üreten bataklığı önlemek çok daha ucuz ve kolay olmasına rağmen lafını bile etmiyoruz. Bilim dünyası ise bu dev sektörü doğuran hastalıklara odaklanmış bulunuyor. Bilime yön veren sektörler para getiren sonuçlara, krizlere ve risklere dayandığı için tıp kurumu dahil hiç kimse bindiği dalı kesemiyor. Bu yüzden bataklık kurutma görevini üstlenen yok.
İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, ‘şunu yiyin, bunu yapmayın’ türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlığımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor. Sağlık ve hayatımıza geçirilen çuval içinde debelenip duruyoruz. Hastalıkları önlemeyi görev edinen Milli Sağlık Akademisi, Halk Sağlığı Fakülteleri, Önleyici Tıp, Önleyici Kardiyoloji, Önleyici Onkoloji bizde neden yok? Ne zaman kurulacak?
Bitmek tükenmek bilmeyen kuyruklarda bekleşen hastalara koruyucu önlemleri anlatmaya vakit kalmadığından kuyruklar giderek artıyor. Sürekli ilaç yazmak, sınırsız inceleme yapmak hasta ordusunu azaltmıyor, bataklığı kurutmuyor, sonuçta hasta sayısı giderek artıyor. Sivrisinek bulutlarıyla uğraşmaktan bataklığı göremiyoruz. Kıt kaynakları hasta eden sebepleri önlemeye değil sebeplerin ürettiği hastalıklara harcıyoruz. Hastalık üreten yaşam tarzı ve küresel sağlık anlayışının sonucu doktora yıllık başvuru sayısı ülkemizde 800 milyon olmuş. Hastalık sektörüne harcanan milyar dolarlar sağlık olarak geri dönmüyor. Çünkü tıp eğitimi dahil sağlık sistem sağlık odaklı değil hastalık odaklı. Hastalıkların çoğu hasta eden yaşam tarzına bağlı yani önlenebilir ama önlenmiyor. Sigaradan alkole, fastfooddan pestisitlere, gdolu mısır şekerinden kimyasallara, katkı maddelerine kadar sadece hastalık sektörü kazanmıyor. Küresel ilaç şirketleriyle tarım zehirlerini, sigarayla kanser ilaçlarını pazarlayan şirketleri evliliği boşuna değil. Hasta edenler ve güya tedavi edenler kolkola. Kurtlar sofrasında herkes kazanıyor. Küresel şirketlere 370 trilyon dolar borçlu olan devletlerin vergi gelirlerinin önemli bir kısmı hasta eden risklere ve hastalık sektörüne bağlı. Yani sağlık ve hayatımız üzerinden herkes kazanırken bizler kaybediyoruz. Dünya çapında trilyon dolarlık kazançlar devam ettiği sürece hastalıktan sürünmeye ve ölmeye mahkumuz.
Dereler akıtılan zehirler, içme suyuna karışan kanalizasyon suları, yemyeşil çevreye atılan, toprağa gömülen kimyasal atıklar, kirli sanayinin zehirli dumanları her çeşit hastalık, kanser ve ölümlere yol açarken, bizler hastane doktor şifa arıyoruz. Yediğimiz içtiğimizi zehir eden kanserojen maddeler ve kirletilen hava her çeşit kanser, kalp, damar ve akciğer hastalığına davetiye çıkarırken bizler seyrediyoruz. Bunca bilimsel ve teknolojik ilerlemeye rağmen hasta sayısı azalacağına artıyor. Ne bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, ne mahalle aralarına kadar yayılan dev hastaneler kötü kaderimizi değiştiremiyor. Hasta sayısı artmış, muayene sayısı rekor kırmış herkes bununla övünüyor. Sanki hasta olmak imtiyaz, tedavi olmak bir lütuf! Ne biçim bir moda, nasıl bir anlayış? Hastalıkları önlemek neden kimsenin aklına gelmiyor? Küresel sağlık mehdileri ise sihirli gıdalarla ve yüksek teknolojiye dayalı rüyalarla toplumu uyutmaya devam ediyor. Yeter ki bu kirli akvaryumu temizlemeyi kimse aklına getirmesin. Zaten mümkün değil. Verilen mesaj bu. Dayatılan yaşam tarzını zorunlu olarak yaşıyoruz. Kirlenmiş akvaryumda yaşamaya çalışırken hastalıkların dipsiz bataklığına gömülen ve sonra da tedavi için çırpınan kadersiz bir toplumun acı hikayesi bu.
Sağlık savaşında hastalıklara harcanan para, son yıllarda kat kat artmasına rağmen, halkımız eskisinden daha sağlıklı değil. Hatta giderek daha hasta bir topluma dönüşüyor. Her gün yeni bir hastane açmakla, doktor, ilaç ve ileri teknoloji ithal etmekle meşgulüz. Ürettiğimizle değil tükettiğimizle övünüyoruz. Sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlılara harcanan paranın, sağlığa harcanan parayı geçmesine ne demeli? Kıt kaynaklarımız akıl oyunuyla küresel sisteme akıtılıyor. Bize borç veren ülkelerin oyuncağı ve finans kaynağı oluyoruz. Sebepleri yok etmek yerine gücümüzü sonuçlarla uğraşmaya harcıyoruz. Bir türlü önlenmeyen tarım zehirleri ve kanserojen maddeler ucuz ama kanser tedavileri nilyarlarca dolar. Milli ekonomi ve sağlığımız tükeniyor, hasta toplum oluyoruz.
Artan hasta sayısı karşısında ne yapmalıyız? Kötülük ve hastalığın çaresi önlemektir. Aklın, bilimin ve inancımızın gereği budur. Geleceği planlarken kötü sonuçlarla uğraşmak yerine, bunları oluşmadan önlemek gerekir. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma savaşı ciddi bir şekilde yapılırsa, hasta sayısı hızla azalacak ve toplum sağlıklı olacaktır. Bilimsel veriler çok açıktır. Örnek aldığımız İngiltere bile şimdi bu yolu seçmiş bulunuyor. - 2008
• Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar.
Huang Dee : Nai Ching (MÖ. 2600 Çin’in ilk Tıp kitabı)
Yorumlar
+ Yorum Ekle